İSTANBUL DOSTLUK DERNEĞİ ÜYELERİ AHDE VEFA GÜNÜNDE BİR ARAYA GELMİŞLERDİR ...
Dostluk ruh gibidir. Bir bedendeki ruhun hükmü ney

Bedeni ruh, cemiyeti dostluk ayakta tutar
Hacer Türkel’in haberi
 
Refah Partisi (RP) ve Fazilet Partisi (FP)’nin İstanbul teşkilatlarında görev almış siyasetçilerin bir araya gelmesiyle kurulan İstanbul Dostluk Derneği geçmişle gelecek arasında köprü olma şuuruyla faaliyetlerini sürdürüyor.
 
Uzun yıllar resmi olmadan bir araya gelen âkil adamlar grubu Şubat 2010 itibariyle İstanbul Grubu Dostluk Derneği adı altında resmi olarak faaliyet göstermeye başlamıştır. Dernek, Nisan 2012’de İstanbul Dostluk Derneği olarak adını revize etmiştir. Dernek, Refah Partisi (RP) ile Fazilet Partisi’nin (FP) kapatılmasına kadar olan süreçte, bu partilerin İstanbul teşkilatlarında görev almış siyasetçilerin bir araya geldiği bir platform işlevini görüyor. Derneğin başkanlığını ise geçmişte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte RP’nin İstanbul İl Teşkilatı’nda birlikte çalışmış olan Ahmet Aluç yürütüyor.

 
Ahmet Aluç derneğin kurulma nedenini şöyle anlatıyor: “Bir kısım arkadaşlarımız önceleri siyasi, sosyal ve sivil oluşumlarda ortak dünya görüşüyle devam ederken daha sonra çeşitli nedenlerle farklı oluşumlarda yer aldılar. Bu arkadaşların her ne kadar partileri farklı olmuş olsa bile aynı idare adamları olduğu için zaman zaman bir araya gelme lüzumu hissettiler. Daha önceleri ayda bir araya gelelim, hal hatır soralım, ölenler varsa cenazeye gidelim denilirken daha sonra Dostluk Derneği’ni kurduk.”
 
Amaç geçmişle gelecek arasında köprü olmak
“Her yıl iftar programlarımız var. Örneğin 17 Ağustos 2010’da Haliç Kongre Merkezi’nde 3 bin 500 kişilik bir iftar yaptık. Geçen yıl da yine 4 bin kişilik bir iftar yaptık. Her ay 600-1000 kişi arasında kültürel faaliyetlerimiz var. Hem kendi üyelerimizi bünyemizde canlı tutmak için hem de geleceğe dönük bir şeylerin olabilmesi için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz.” diyen Aluç, “Gayemiz birlik ve beraberliğimizi mümkün mertebe muhafaza etmek.  Eğer dava ruhu olmazsa biz hiçbir şeyin olacağına inanmıyoruz. Ruh beden için ne ifade ediyorsa, dostluk da cemiyet için o kadar önem arzediyor. Bedeni ruh, cemiyeti dostluk ayakta tutar. Dostluk derneğinin amacı geçmişle gelecek arasında köprü olmak. Derneğinin daha ziyade bundan sonraki çalışmalarının hedefi de budur. Öyle bir dostluk var ki en uç noktada siyasi partide olan insanların bile birbiriyle muhabbet ettiğini görürsünüz. Bu dostluğu bin tane başkanlığa değişmem.” diye konuşuyor.
                                                        
Sırtıma alıp da taşımak tercihim
27 Mayıs’ta düzenlenen Ahde Vefa Gecesi’ne katılan Necati Molder (93), Şerafettin Tümü (90), Zeki Çamlı (85), Osman Nuri Önügören (83) gibi isimlerin vefasını ve gayretlerini anlatan Ahmet Aluç, “Bu isimlerden bir beklentimiz olamaz. Ama bana bir tercih kullandırsanız ve deseniz ki, ‘Bakanlık mı yoksa şu iki büklüm Zeki Çamlı’yı sırtına alıp taşımak mı?’ sırtıma alıp da taşımak tercihim olur. Bu bir dostluğun ve vefanın birikintisinin etkisidir. Dostlar burada olmasa benim de burada olmam mümkün değil. Dostlar vefalı olmasa ben sabah namazının hemen ardından derneğe gelmem. Gelecekte siyasetle ilgili şeyler tatmin etmez, hiç ilgilendirmez bizi. Onların o vefakarlılığının ahiret dağarcığımıza bir şeyler koyduğuna inandığımız için bugün biz buradayız.” diyor.
 
Yeni nesil aktif değil
Gençliğe dair endişelerini dile getiren Aluç, “Yeni yetişen nesil bize göre pek aktif görünmüyor. Oysa iletişim çağındalar. Ben bilgisayarın tuşunu görsem ne olduğunu bilmem ama onlar bilgisayarın başına geçtiği zaman dünya top gibi önünde. Teknoloji mükemmel olmasına rağmen acaba gençlerin afyonu patlamadı mı? O güller ne zaman açılacak diye merak ediyoruz.  Bir açılabilse bizim el yordamıyla kara kalem usulü yaptığımız çiziklerimizin onlar mükemmelini yapıp fersah fersah bizi sollayacaklar. Gençlere acaba biz mi bir şey veremedik? Verememiş olabiliriz; çünkü biz de geçmişten bir şey alamadık. Siz çınar gibisiniz, yanınızda bir şey yetişmiyor diyenlere, ‘Kurban olayım size. Çınar uzun ömürlüdür, daha da büyür. Siz alın büyütün onu.’ diyorum.” diye serzenişte bulunuyor.
 
Kabahat bizim
“Yine de ümidimizi yitirmeyeceğiz. Bugün Taksim’de olan gençler de bizim. Onlar da bizim mesuliyetimiz altında demektir. Yanımıza dost olmasını sağlayamıyorsak en azından düşman olmasını önlemememiz lazımdı. Kabahat bizim. Eğer onların ortalama yaşı 20-25 ise mesuliyet yönünden ne yaptık diye bir bakmamız lazım.” temennisinde bulunan Ahmet Aluç sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama bu onların hiç kabahati olmadığı anlamına gelmez. Benim dünkü çektiğim çileyle geldiğim bu noktayı, o akşamdan yatıp sabahtan görmek istiyor. Ve de bir hasetlik duyuyor. Bilinçsiz bir yetişme var. Hepsini kastetmiyorum. Onun için hepimize görev düşüyor. Bize düşmanlık yapanların dahi bizim insanımız olduğunu düşünüyoruz. Ümidimiz inşallah iyi olmalarıdır. Bu işleri kiminle, nasıl, ne zaman ve nerede yapabiliriz hesabını hep beraberce müzakere ediyoruz.”
 
Kimse ben bu davaya çok çalıştım demesin
“Biz bütün şerefimizi, haysiyetimizi ve onurumuzu bu davadan aldığımıza inanıyoruz.” diye konuşan Aluç, “Bana hiçbir kardeşim ‘ben bu davaya çok çalıştım’ demesin. Kimse davaya çalışmaz,  kendine çalışır. O dava benim için bir sebeptir, bir ölçüdür. Allah’ın bizim çalışmamıza ihtiyacı yok; bizim çalışmaya ihtiyacımız var. Ben çalıştım bu davaya demek yok. Partilerde ve küsenlerde bunu görürsünüz ama bu dernekte bunu göremezsiniz.  Bizim omurgamız refahtır. Kardeşlerimizin farklı oluşumlarda farklı partilerde oluşu bizim zenginliğimizdir.” diyor.

 
“İnsanımızı tehdit eden güven bunalımı ve yalnızlık ancak insan sevgisiyle ve kardeşlik duygularının geliştirilmesiyle aşılabilir.” diyerek insanlara birlik olmaları gerektiği mesajını veren Ahmet Aluç şunları kaydediyor: “Dostluk derneğine çok iş düşüyor ama gücümüz yetmiyor. ‘Uzağa atıyorum ferim kesilmiş yakına düşüyor, bazı şeyleri unutmaya çalışıyorum aklıma düşüyor.’ Diyorum zaman zaman. Onun için daha ziyade bunları düşünmemizdeki asıl neden insanlara bir şey hatırlatılabilir mi, harekete geçirilebilir mi, düşünceye sevk edilebilir mi? Eğer bir saatlik tefekkür 60 yıllık nafile ibadete eş değerdeyse bizim de düşünmeye ihtiyacımız var. Ben o gün baktığımda oradakilerin yüzde 95’i laylomcuydu, bir tane ideal adamı yoktu. Yüzde 5’te onu yönlendiriyor. Öyleyse bu insanları biz var olan şeye niye inandıramadık, ilgilenemedik. Onlara da ulaşılması lazım diyorum.”
 
‘Hizmetten geri kalırsanız Allah hesabını benden sorar’
Aluç, “Bir kısım çalışmalarımızı yeni nesil üzerine yapıyoruz. Çalışmak zorundayız. Bir şeyler okumak zorundayız. Gençlere de biraz bunları anlatmak lazım.” diyerek geçmişte bir dava adamının örneğini veriyor bize:  “75 yaşında ilçe başkanımız olan Yusuf amca vardı. Bir gün çalışmalarımızdan dolayı Yusuf hocanın evinde kaldık. Sabaha kadar yatmamış, ayakta beklemiş bizi Yusuf hoca. Sabahleyin Yusuf amca niye yatmadın diye sorduk. ‘Siz benim kuzularımsınız. Gelecekte bu ülkeye ve bu davaya hizmet edeceğinizi görüyorum. Benim evim kaloriferli değil, uzun müddet dayanacak kömür de yok. Soba söner, üzeriniz açılır,  hastalanırsınız da hizmetten geri kalırsınız.  Allah onun hesabını benden sorar.’ Dedi. İşte bunları mümkün mertebe anlatmaya çalışacağız. Anlatırken de öyle sadece laf olsun diye değil, yaşayana anlattıracağız.  Yaşamak başka bir olay çünkü.”
 
Gençler istikbaline matuf boş gitmesin
Gençlerden çok ümitvar olduğunu dile getiren Ahmet Aluç, “Gençlere serzenişte bulunmam onları çok yakın addettiğim, onları gerçekten sevdiğim için. Ama ne olur bizim yaşımıza gelebileceklerinin hesabını iyi yaparak bugünkü yaşlarını çok iyi değerlendirsinler. Bizde, ‘gençliğimizi şurada kullansaydık’ pişmanlığı söz konusu değil. Gücümüzün yettiği kadarını Rabbim lütfetti, ayağımızı sabit kıldı. Keşke bu kadar ömür değil üç beş katı olsaydı da daha çok çalışsaydık.” diyerek duygularını İmam-ı Gazali’nin sözüyle noktalıyor: “İmam-ı Gazali kabrini ziyaret eden gençlere mezar taşındaki şu yazıyla hitap ediyor: “Ey kabrimin üstünde duran delikanlı! Ben de dün senin gibiydim. Unutma ki yarın da sen benim gibi olacaksın.” Ben de diyorum ki ey gençler, ben dün sizin gibiydim ama unutmayın ki yarın siz de bizim gibi olacaksınız. Öyleyse bu aradaki kısa zamanı iyi değerlendirin. İstikbalinize matuf boş gitmeyin.”

İlgili Resimler

Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız.Üye değilseniz üye olun!